Fethiye’nin Saklı Mücevheri… Af Kule

Her gidişimde bir kez daha görmek istediğim yerlerden biri, yerli halkın tabiriyle çileler manastırı. Hemen yamacındaki Kayaköy ve Af Kule’ye kaç kez gittim hatırlamıyorum. Kayaköy hüzünlü öyküsü, şubat sonu açan anemonları ve kendine özgü aromasıyla, Af Kule’de önünde uzanan derin uçurumun devamındaki sonsuzluk hissi yaratan o muhteşem turkuaz deniziyle hep çekti beni kendine. Her gidişimde farklı farklı anılarla yerini aldı anı heybemde her ikisi de.

Bu gizli mücevhere ulaşmak için biraz çaba sarfetmek gerek. Eski zamanlarda manastırlar, kimsenin rahatsız etmemesi ve tehlikelerden korunmak için yüksek ve gözden ırak yerlere kurulurmuş, Bu nedenle bir zamanlar burada yaşamış rahiplerin yürüdüğü yollardan geçerken hakkını vermek gerekir. Af Kule’ye ulaşmak çok yorucu olmasa da bazen çok düzgün olmayan yollar nedeniyle rahat ayakkabılar tercih edilmesi yerinde olur. Bir de işaretlere dikkat etmek gerek kaybolmamak için. Zira 2012 yılında bir kaybolma vakası okumuştum gazetede. Jandarma beş saat sonunda kaybolan şahsa ulaşılabilmişti. Her gidişimde yöreyi bilen dostlar olduğu için yanımda benim içim rahattı hep.

Denizden 400 metre yükseklikte dik bir yamaçta yer alan Af Kule Manastırı ve yamacın alt kısmında aynı adı taşıyan koy sakin denizi ve doğal zenginliğiyle Fethiye’deki en iyi dalış noktalarından biri olarak gösterilmekte. Bir tarafta İblis Burnu diğer tarafta Kurdoğlu Burnu ufukta belli belirsiz Rodos Adası’nı şansınız varsa güzel ve açık havalarda görülebilir.

Kayaköy’ü geçtikten sonra sağ tarafa ayrılan yol Af Kule’ye gider. Araçla belli bir yere kadar gidildikten sonra, harika bir orman yolu ve mevsimine göre sıklamenler, anemonlar, papatyalar, mis gibi adaçayı ve kekik kokuları arasından zikzak çizerek patikadan iniverirsiniz Af Kule’ye. Önce Akdeniz uzanır sere serpe önünüzde büyüler sizi. Kemerli kapıdan girince gösterir kendini kayalara oyulmuş Hagios Elefterios Manastırının kalıntısı. Her defasında manastırın yüksek merdivenlerini tırmanırken Elefterios’un ölünceye kadar burada nasıl çile çektiğini hatırlar, neden herkesten uzak bir yaşam yolunu tercih ettiğini sorgularım.

Çevredekilerden topladığı aletlerle bu büyük kayayı oyarak yaptığı manastırda karşımda duran eşsiz manzarayla geçmişteki yolculuğumdan yaşadığım “an” a geri döner ve yoluma devam ederim. Ağır ağır merdivenlerden çıkarken Elefterios’u arar gözlerim. Keşişin ölümünden sonra tek katlı olan bu manastırın üzerine eklenen katta iki oda daha bulunmakta. Burayı kim ya da kimler yaptı sorusuna kendimce cevaplar bulup öndeki odanın penceresine yaklaşırken içeri dolan ışık mı yoksa o seyrine doyum olmayan olağanüstü manzaranın mı gözlerimi kamaştırdığını ayırt edemem bir türlü. Derin derin nefes alıp bu büyüleyici atmosferi teneffüs etmek, iliklerime kadar hissetmek ve bu eşsiz manzarayı tüm ayrıntılarıyla kaydetmek isterim her defasında.

Geçmişle şimdi arasındaki yolculuğuma devam ederken aklıma manastırın biraz aşağısındaki sarnıç gelir. Doğal yollarla damıtılıp su toplamak için yapılan sarnıcın üstündeki sarkıtlardan süzülen damlaları avucumda toplayıp şifa olsun diyerek yüzüme saçlarıma sürer, bize sunulan bu nimetlere şükrederim. Ağaçların arasından yukarı doğru çıkarken rüzgarın etkisiyle eğilip adeta hamak şeklini almış ağaca uzanıp yemyeşil yaprakların arasından masmavi gökyüzüne bakıp Elfterios’a selam gönderdim mi Af Kule ziyaretim bir dahaki sefere kadar tamamlanmıştır.

12 Ekim 2010

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir