Safranbolu’nun Son Yemeni Ustası

23-24 Kasım 2013 Safranbolu fotoğraf gezimiz bende derin izler bıraktı. İlk kez 1995, daha sonra 1999 yılında ziyaret etmiştim bu şirin ilçeyi. Bir müddet önce de Safranbolu’daki Kristal Teras haberini okumuş ve  şiddetle orada olmak istemiştim. Öyle içten istemiş olacağım ki, iki hafta sonra IFOT’UN Safranbolu- Amasra etkinliği haberi geldi.

Bu şirin ilçeyi üçüncü ziyaretim sırasında daha önce görmediğim yerleri gördüğüm gibi, harika insanlar tanıma fırsatım da oldu. Bu değerli insanlardan biri de Safranbolu’nun son yemeni ustası Erhan Başkaya.

1661 yılında yapılan Köprülü Mehmet Paşa Camii’ne gelir elde etmek için yapılan Yemeniciler Arastası bugünlerde hediyelik eşya satan dükkânlar, geçmişi 1661 yılına dayanan Boncuk Kahve ve Erhan Usta’nın yemeni dükkanından ibaret. Ahilik sisteminin bu çarşıda başarıyla uygulandığı 1661 yılında, Yemeniciler Loncası kurularak 45 yemeni ustası ordu için yemeni üretiyormuş ve Safranbolu’da yemenicilik mesleği yok olmak üzereymiş. Kurtuluş Savaşı sırasında ordunun ihtiyacı olan 50 bin ayakkabının 8.500 tanesi bu çarşıda üretilmiş.

Bu çarşının önemi ve değerini daha iyi anlatmaya kafidir üretilen yemeni sayısı Ahilik’te bozuk ve hileli mal üreten esnafın sağ ayakkabısı çıkarılarak dükkanının çatısına atıldığını anlatan Erhan Usta, kötü esnafın  böylece deşifre edildiğini, ‘Pabucu dama atılmak’ deyiminin de buradan geldiğini söylüyor. Herkes kimin iyi, kimin kötü ayakkabı ürettiğini biliyor, pabuçları dama atılan ayakkabıcılar maddi kazançtan da oluyordu. Bu ceza bir süre sonra kaldırılıyordu. Ahilik’teki bu geleneğin rivayete göre Safranbolu’daki yemeniciler arasından Anadolu’ya yaygınlaştığı söylenir. Erhan Usta, “Yemenicilik geçmişte bu kadar önemli yer tutarken, şimdi gerçekten pabucumuz dama atıldı. Çünkü müşterilerimiz yok denecek kadar az. Ben de buna dikkat çekmek için iş yerimin damına yemeni attırdım. Yemeniciliğin pabucunu dama attırmayacağız” diyerek bize yemeniciliğin geçmişi ve yapımı ile ilgili bilgi verdi.

Konuşmamız sırasında mesleğe ne zaman başladığını anlatırken yaşıt olduğumuz ortaya çıktı. 1980 yılında ilkokulu bitirdikten sonra mesleğe başladığını ve bugüne gelene kadar birden fazla usta ile çalıştığını her birinden mesleğin farklı bir yönünü ve inceliğini öğrendiğini anlatırken gözleri parlıyordu. İşte o an, insanın sevdiği bir işi yapmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Raftaki yemenilere göz gezdirirken kapının önündeki tezgahta rengine ve görüntüsüne hayran kaldığım bir çift terlik şeklinde yapılmış kırmızı yemeniyi de içeri almış ve ayakkabı ile yemeninin farkını sormuştum. Erhan Usta: “Ayakkabının yeri ayrı, yemeninin yeri ayrıdır. Yemeni evde yaz ve kış giyilir, ayakkabı kışın giyilir ama yemenin üstü deri olduğundan yağmurlu havalarda su alır. Bu yüzden kışın dışarıda giyilmez. Yemeninin yazın giyilmesinin sebebi, terletmez ve kokutmaz, ayrıca rutubet yapmaz, özelliği budur. Arasta Çarşısı’nda eskiden tamamen yemeni yapılırdı. Yemeninin yapımı farklıydı, hemen herkes dışarıda da yemeni giyerdi. Yemeni, üstü deri, altı kösele olan tamamen doğal bir ayakkabıdır. Yemeniyi yaparken, önce deriyi sereriz. Deri iki parça olur ön ve arka, işte biz bu parçaları keseriz. Sonra bu deriyi sayacı ustasına göndererek sayasını yaptırırız. Saya işlemi biten deriyi sayacı bize getirir. Gelen deriyi yemeni kalıbına monte ederiz. Yemeni kalıbında bir gün durur. Ondan sonra yemeninin altını yaparız, ökçesini yaparız, yani tabanını numarasına göre keser hazırlarız. Pamuk ve naylon karışımı ipimizi bal mumuyla mumlarız. Böylece ipi yemeni dikişine hazırlamış oluruz. Daha sonra kalıptan çıkardığımız yemeninin, el dikişini yaparız. Bu dikiş bir çift yemeni için bir saat on beş dakika kadar sürer. Bu sürecin sonunda yemeni ortaya çıkmış olur” dedi ve dikişi kolaylaştırmak için deriyi suyla ıslattıklarını söyleyerek yemeninin içine su döktü. Derinin dökülen suyu anında emdiğini görünce “İşte,” dedi “Şimdi ıslaklığı fark etmeyeceksin. Deri suyu emdi. Yemeni bu özelliğiyle koku yapmaz ve terletmez” diyerek devam etti.  Ahilik ile yemenicilik arasında nasıl bir ilişki var, diye sorduğumda ise  “Bizim zamanımızda ustamızın yanında beş sene çalışırdık veya usta olduktan sonra bir yemeni yaptığımızda masaya koyardık ve bütün ustalar başına toplanır, kalfalık duası yapılırdı. Bizim zamanımızda kuşak bağlama yoktu. Bizim çıraklık dönemimizde yaptığımız yemeniye ustalar bakardı, eğer bir hata yoksa Tamam bu usta olmuş! derlerdi. Biz de ustamızın elini öperdik, o da bize dua ederdi. Bu şekilde usta – çırak ilişkisi devam ederdi.”

Sohbet o kadar tatlıydı ki ayrılmak istemiyordum. Safranbolu’ya veda etmeden közde pişirilmiş kahve ve yanında enfes karadut şerbeti içmeden ayrılmak istemedik. Veda ederken gözümün kaldığı ayağıma büyük gelen yemeniyi alamamanın hüznüyle Erhan Usta’nın sipariş alıp kargoyla gönderdiğini söylemesi keyfimi yerine getirdi. Erhan Usta’nın tabiriyle ‘canlı kırmızı burun kıvrık terlikten’ ilk fırsatta sipariş vereceğim. Bu sanatın yok olmaması için ben ne yapabilirim, diye düşünürken; bu yazıyı kaleme alarak belki birkaç kişinin ilgisini çeker, sipariş verir ya da yolu Safranbolu’ya düşenler Erhan Usta’yı ziyaret eder diye düşündüm.

Erhan Usta’yı, Çeşme Mah. Arasta Çarşısı No: 3’te bulabilirsiniz.

Böylesine işini severek yapan bir ustayı tanımak, unutulmaya yüz tutmuş bir meslek hakkında son temsilcisinden mesleğin inceliklerini dinlemek beni çok mutlu etti ve son sorumu yönelttim: “Erhan Usta, yemenicilik mesleğini yapan kişilerde sizce hangi özellikler ve yetenekler olmalıdır?”

Az önce de söylediğim gibi, kişi mesleğini severek yaparsa, hiçbir zorluk çekmez. Ayrıca, yaptığı işe özen göstermeli sözünü tutmalı ve meslek ahlakı olmalıdır. İnsan, yaptığı işi, önce kendisi beğenmelidir. Çünkü o beğenmezse müşteri de beğenmez.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir