YOL… YOLCU… YOLCULUK

Dünyadaki insan sayısı kadar yol var.  Hepimizin tercihleri, arzuları, tutkuları farklı… Buna göre gideceğimiz yolu seçiyoruz. Bazen yollarımız kesişiyor, bazen ayrılıyor. Yollar bazen birleştiriyor yürekleri, bazen ayırıyor. Kimi zaman coşkulu, kimi zaman hüzünlü…  En önemlisi yollar büyütüyor bizi, olgunlaştırıyor; eğer biz istersek, izin verirsek.  Yol… Bir amaç uğruna yürünen uzunca bir yol. Kimi kendini bulmak için yürür, kimi gerçek aşkı bulmak için. Kimi kendi içini kendine haykırmak için yürür. Kimi yazmak için, kimi düşünmek için, kimi kendiyle yüzleşmek için, kimi sorularına cevap bulmak, kimiyse belkilerinin karşılığını öğrenmek için yürür. Kaybettiklerine, geride bıraktıklarına veda için yürür. Sonra açar kapıyı, hoş geldin der yeniliklere.

Benim yollarla tanışmam dört yaşıma dayanıyor. Annem ve babam çalıştığı için sık sık babaannem ile şehir dışına akraba ziyaretlerine giderdik. Genellikle trenle olurdu bu yolculuklar. Tren yolculuklarını ve yürümeyi sevmemin sebebi sanırım bu. Babaannem yürümeyi sevdiği için çok yürürdük. Ben küçücük adımlarımla ona yetişmeye çalışır bazen çok yorulurdum. Ama bunu hiç dile getiremezdim, çekinirdim. Oflaya poflaya yürür dururdum. Sabırlı ve sebatkârdım.

El Camino de Santiago ile ilk kez üniversite yıllarında Pauolo Coelho’nun kitapları sayesinde tanıştım. Açıkçası o günlerde bu yolu yürümeye niyet edeceğim hiç aklıma gelmezdi. Hatta mesafeli durduğumu anımsıyorum.  Bazen yol önümüzdedir ama adım atamayız, başlayamayız.  İçimiz istese de birtakım engeller vardır kendi kendimize koyduğumuz. Geride kalacakları, geride bırakacaklarımızı düşünürüz. O kadar kolay değildir insanoğlunun konfor alanından vazgeçmesi. Yapılacak işler, bitirilecek projeler, aile büyüklerimiz, çocuklar, sevdiklerimiz, hobilerimiz, ilgimizi bekleyen bir dolu şey…  Böyle zamanlarda “tut ki öldüm” diye düşünürüm ve öldükten sonra geride bıraktıklarım için yapacağım hiçbir şeyin olmadığını bilirim. Ne okunması gereken kitaplar, ne gidilecek seyahatler, ne sepette bekleyen ütüler ne de bir sonraki haftaki doktor randevunuz… Hepsi için çok geçtir artık. İşte böyle düşünmeye başladıktan sonra hayata bakışım da değişmeye başladı. “Üşenme, erteleme, vazgeçme” mottom oldu. “Asla’larım”, “Neden olmasın”la yer değiştirdi. Büyük bir dönüşümün içinde buldum kendimi. Tırtılın kelebeğe dönüşümü gibi…  İçimdeki küçük kız çocuğu “Hadi ne duruyorsun!” deyip duruyor,  beni rahat bırakmıyordu.  Böylece çocukluk tutkum olan seyahatlere öncelik vermeye başladım son yıllarda. 3 yıldır hayalini kurduğum Camino yürüyüşünü gerçekleştirmeyi çok ama çok istiyordum. 2017 içinde gerçekleştirme umudum da yoktu açıkçası. Ekim 2016’da sevgili Deniz Dağaşan’ı Ürdün seyahatinden önce iyi yolculuklar dilemek için aradığımda Camino’yu yürümek istiyorum dedim. Sevgili Deniz 3 yıl önce Camino Frances rotasının 380 km. sini yürümüştü. O seyahatini keyifle takip etmiş,  “Keşke ben de orada olsaydım” diye geçirmiştim içimden.  Deniz, “Ben de yürümeyi düşünüyorum ama bu sefer Portekiz yolunu” deyince bir anda kendimizi plan yaparken bulduk. Uygun bilet arayışımız başladı. Sonunda Mayıs 2017 için biletlerimizi almıştık bile. Heyecanım doruktaydı. Gönülden, hesapsız, kitapsız niyet ettiğiniz şeyler karşınıza çıkıyor ve hayallerinizi gerçekleştiriyorsunuz. Bunu son yıllarda daha sık yaşar olmuştum. Bu bana bir lütuftu. Bana 50.yaş armağanıydı Camino.

İspanya’nın kuzeybatısında yer alan Santiago de Compostela 1985 yılında Unesco Dünya Mirasları listesine alınmış. 2000 yılında da Avrupa Kültür başkenti seçilmiş. Bu derece önem arz etmesinin sebebi dokuzuncu yüzyıldan beri, milyonlarca inananın hac yolculuğunu sonlandırdığı şehir olması. Yaklaşık 800 km’lik uzun bir yolculuğun son durağı olması ile biliniyor. Pek çok farklı rotası ve değişik uzunluğa sahip olan El Camino de Santiago’ya kısaca Santiago yolu da diyebiliriz. Bu rotalardan bazıları Fransız Yolu, İngiliz Yolu, İlkel Yol, Kuzey Yolu, Portekiz Yolu. Ben ve yol arkadaşlarım bu yolun Porto-Santiago de Compostela rotasını yürüyeceğiz. (232 km.) Evinizden çıkıp yürüyerek bu yolu kat edebiliyorsunuz. Eski zamanlarda bu şekilde yolu tamamlayan pek çok hacı var. Son yıllarda da benim tanıdığım bir İsviçreli aile dostumuz bu yolu evinden başlayarak Santiago de Compostela’da tamamladı. Bu yolculuğa dileyen herkes çıkabilir. Yola başladığınız noktada aldığınız bir karneye (seyyah pasaportu –Credential) geçtiğiniz köy ve kentlerde damga bastırıyorsunuz ve yolun sonunda Santiago de Compostela Katedralinde bu karne karşılığında size “Compostella” adı verilen sertifikanız veriliyor. Bu sertifikayı alabilmek için en az 100 km yürümeniz, bisikletle bu yolu katediyorsanız 200 km pedallamanız gerekiyor. Bu yolla ilgili pek çok efsane olduğu biliniyor. En yaygın olanı sizlerle paylaşayım. İsa’nın on iki havarisinden biri olan Zebedi’nin oğlu Aziz Santiago (St. James ya da Yakup) MS 44 yılında Kudüs’te Romalılar tarafından öldürülür ve gömülmesine izin verilmez. Müritleri kemikleri bir gemiyle gizlice kaçırarak İspanya’ya getirirler. Fransa kıyılarında gemileri batar. Sahile çıkan müritleri bu yolu takip ederek İspanya’nın kuzeybatısına ulaşırlar ve kemikleri buraya gömerler. Efsaneye göre Aziz Santiago’nun ölümünden sekiz asır sonra, 813 yılında Pelayo ya da Paio adında bir keşiş  Galiçya bölgesindeki Libredon ormanında bir yıldız görür ve bunu Padron yakınlarında bulunan Iria Flavia Piskoposu Teodomiro’ya anlatır. Pelayo’nun tarif ettikleri yere vardıklarında Roma döneminden kalma mezarlığın bulunduğu çalıların arasına gizlenmiş eski bir şapel bulurlar. Aziz Santiago’nun kalıntılarının bulunduğu iddia edilen bu yeri ziyaret ederek ilk hacı olma unvanını elde ederler ve daha sonra buraya küçük bir kilise yaptırılır. Burası kilisenin karşı çıkmasına rağmen kutsal bir yere dönüşür ve Aziz Santiago’nun gömüldüğü yerde bir şehir oluşur (Santiago de Compostela). Roma ve Kudüs yollarından sonra Hıristiyanlık için önem taşıyan üçüncü hac yolu olur. Günümüzde sadece dini manevi amaçlarla değil sağlık, doğa ile baş başa kalmak, içsel yolculuk kendini bulma, hayattan arınmak, başka insanlarla tanışmak hatta sigarayı bırakmak ve evlenmek için yürüyor insanlar. Benim yürüme nedenim ise bu yolun beni çekmesi ve son yıllarda yaşadığım dönüşümde sade ve basit yaşamak. Bu yolculuk işte bu konuda kendime bir meydan okuma. Az eşya ile yola devam etmek benim için kolay olmayan bir durum. Kurulan kamp yerinden zirveye çıkarken bile günlük çantasında iki yedek t-shirt, polar hırka, yelek, kolonya vs. taşıyan en ağır çantaya sahip biri olarak sadeleşmenin benim için bir meydan okuma olduğu yadsınamaz değil mi? Tabii bu yolu yürümemin bir de daha özel ve ulvi bir amacı var. Yaptığım seyahatlere nasıl bir anlam katarım diye düşünüp dururken geçen yıl bir arkadaşımdan gelen teklif üzerine Berlin Wall Trail rotasını pedalladık 4 günde. Bu yol toplamda 210 km idi. Bunu da Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ile işbirliği yaparak bir amaç uğruna yaptık. Akülü tekerlekli sandalye için sırada bekleyen dostlara sandalye alımına destek olmak istedik. Kampanya sonunda 4 sandalye alınacak kadar bağış toplandı ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı. Camino’da da sloganımız “3 Kadın Yürüyemeyenler için Yürüyor”

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir